7 Ocak 2017 Cumartesi

Eğitimde Moda?



Eski öğrencilik yıllarım aklıma gelir hep ve düşünürüm. En sevdiğim ders neydi? Matematik ve Fizik. Peki, sevmediğim dersler? İşte bu sorunun birden fazla cevabı vardı ve o cevapların bir tanesinin de ta kendisinin öğretmenliğini yapıyorum. Fen Bilgisi! 5 yıllık öğretmenlik hayatımda ise öğrencilerime baktığımda bu durumun tam tersi olduğunu görüyorum. Genelde Fen Bilimleri seviliyor, Matematikten ise nefret ediliyor.


Fen Bilimlerini sevmeyen bir öğrenci ile karşılaştığımda 1 yıl içinde ona dersi sevdirmeyi başarabildiğimi görünce gerçekten büyük keyif alıyorum ve mesleğimi bir kez daha seviyorum, tabi bu arada da kendimle gurur duyuyorum. Ama problem şu: Ben üniversiteye bu bölümü kazandığımda dedim ki; hayır, bölümümü bırakmayacağım, bu dersi öyle bir anlatacağım ki hem basitleştireceğim, hem eğlenceli hale getirip sevdireceğim. İşte bu hazzı çok az yaşıyorum, çünkü zaten öğrenciler sever olmuş bu dersi. (MEB öğretmenlerimiz buna katılmayabilirler belki, fakat özel okulda görev yapan birisi olduğum için durum böyle de olabilir.) İlk başlarda buna anlam veremedim, daha sonraları ise problemi çözdüm. Öğretmenlik görevimi hep kolejlerde yaptım ve yapmaya da devam ediyorum. Öğrencilerimiz ilkokulda Bilim-Çocuk dersi gibi dersler görmüş ve ortaokula öyle taşınmışlar. Orada eğlenceli deneyler yapmış, gördükleri karşısında hayran olmuş ve dersi sevmiş.

İşte problem tam da burada başlıyor. Sınıf öğretmeni olan babam beni anaokuluna göndermemiş, sebep olarak da 1.sınıfta aldığı öğrencilerden anaokulu okumuş olanlardan hiç memnun olmayışını gösterirdi. Anaokulu okumayanlar daha başarılı, tertipli, düzenli ders çalışan, dikkati dağılmayan öğrenciler olurmuş. (Anaokullarındaki o karmaşık sınıflar, sürekli oynanan oyunlar vs. gibi sebeplerden olsa gerek, aslında bu görüntü kirliliği hakkında da bir yazı yazmak şart). Aynı bunun gibi ilkokulda böyle dersler alıp gelen öğrencilerdeki problem şu. Çocuklarımız onca deney yapmışlar, peki hangi deney hangi ilkokul kazanımına uygun olarak verilmiş? Hiç biri, çünkü öyle bir kazanım yok. Dersi sevdirelim diye, o kadar fazla şeyler yapıldı ki artık çocuklarımız yavaş yavaş doygunluğa ulaşır oldular ve hep fazlasını istemeye başladılar. Yapılan ufak tefek şeyler onlara ilginç gelmez, aksine sıkar hale geldi. Kendim konularımı müfredata uygun işler, öncesi veya sonrasında deneyimi yaparım. Fakat öğrencilere hem basit gelebiliyor, hem de sıkıcı gelebiliyor. Onlar daha çok yanmalı, patlamalı deneyleri seviyorlar ve istiyorlar. Fakat benim sorum şu: önemli olan öğrencilere sevdirecek, hoşlarına gidecek ilginç deneyler mi yapmalı? Yoksa o konuyu ona daha iyi kavratabilecek deneyleri mi yapmalı?

Sorularıma cevap ararken kendimce bir çözüm üretip, ikisini bir yapmaya karar verdim. Müfredattaki konularımın kazanımlarına uygun deneyler yapıyorum. Fen Bilimleri değil de Bilim Uygulamaları gibi derslerde de ilginç, farklı, eğlenceli deneyler veya etkinlikleri yapıyoruz. Fakat bu noktada şöyle bir şey de dikkatimi çekiyor. Bence Fen Bilimleri öğretmenleri kadar iyi organize olmuş başka bir branş yok. Bakıyorum, çeşitli facebook grupları, gmail grupları ve yapılan organizasyonlar var, bu noktada birbiri ile iyi birer paylaşımcı ve yaptıklarını diğer branşdaş arkadaşları ile paylaşan bir branşın öğretmenleriyiz. O paylaşımları gördüğümde, o kadar çok farklı arayışlar içerisine giren öğretmen arkadaşım var ki, diyorum ne gerek var? Zaten dersi anlatırken eğlenmiyorlar mı, sırf eğlence için bu kazanımla alakası olmayan maceralara girişmenin ne lüzumu var. Ortaokuldaki deneylerimin tamamı öğrenciler tarafından ilkokulda yapılmış mesela. Ama tabi bir şey öğrenmiş mi? Hayır. Misal meşhur kuru buz deneyleri, süblimleşmenin güzel örneği. Bütün ilkokul çocukları bu deneyi yapmış ama “süblimleşme” nedir dediğimde suratıma boş boş bakıyorlar. Önemli olan burada süblimleşmeyi görselleştirip onlara sunup, görerek-yaşayarak öğrenmeyi pekiştirmek mi, yoksa çocuklar seviyor diye kuru buz deneylerini sınırsızca yapmak mı?


Sorularımı kendi kendime sorup çözüme gitmeye çalıştığımda ortaya 2 şey çıktı. Birincisi kazanımı çocuğa öğretmeliyim, ikincisi; bunu yaparken onu eğlendirmeliyim. (Malum artık eğlenerek öğretme moda. Evet “moda”. Moda kelimesini bilerek kullanıyorum çünkü bu da gelip geçici, bir zaman sonra farklı bir şey çıkacak ona yöneleceğiz.) Konu kazanımlarını öğrencilere farklı yollarla, her bilinç düzeyine etki ederek farklı şekillerde vererek, onların kavramaları için mümkün olduğunca basitleştirerek anlatıp, gerekirse deneylerle destekleyerek konuyu vermeye çalışıyorum. Dersler 40dk, ama bilimsel olarak ispatlanan şey verimli geçen dakikanın 20dk olduğu. Bu bilimsel bilgiden yola çıkarak derslerimde 20-25dk ders işlerken, bu 25dk’nın arasına sohbetler, konu dışı konuşmalar, dersi kaynatmalarla geçirterek öğrencilere dersin nasıl geçtiğini anlaşılmamasını sağlayarak ders işlemeye yöneliyorum. Bu metotla baktım ki öğrencilerim beni seviyor, beni sevdikleri için daha dikkatli dinliyor, sınıftaki ders dışı sohbet ve aktiviteler sayesinde sıkılmıyorlar ve Fen Bilimleri dersini de farkında olmadan sevmiş oluyorlar. Lisede bir Matematik öğretmenimi çok severdim hatırlarım. Hiç deney yapmıyor, farklı hiçbir etkinlik de yapmıyorduk. Sadece matematik dersimizi alıyor, türev integrallerle boğuşuyorduk. Ama hem hocamızı hem de dersi seviyorduk. Bence asıl önemli olan da bu, illa ki dersi sevdireceğiz diye farklı alakasız deneylere yönlenmemize gerek yok. Bu haliyle bile sadece kendimiz ile öğrenciler arasında kuracağımız bağ ile bunu başarabiliriz.

Sevilen derse karşı tabi ki öğrencilerin başarısı da daha iyi oluyor ve istenilen şey de başarılmış oluyor öğretmen tarafından. Bunu yaparken de öğrencilerimizi büyük bir kirliliğin içine atmamalıyız demek istiyorum sadece. “Eğlenerek öğrenme ve öğretme”, “Oyunla Öğrenme” gibi şeylerle öğrencilerimizi daha başarılı mı yapıyoruz, yoksa daha dikkati dağınık, uzun süre odaklanamayan, ilgisiz, memnuniyetsiz birer birey mi yapıyoruz bunlara dikkat etmeliyiz diyorum aynı zamanda, fakat bu konu başlı başına bir yazı gerektirir diyerek sonraya bırakıyorum.